ninova

• 20/5/2007 - GÖLGESİNDEN KORKAN PRENSES

     Güzel bakışlı, güzel görüşlü, güzel gülüşlü, güzel düşünüşlü, güzel duyuşlu bir prensesin yaşadığı bir ülke varmış.  Günlerden bir gün, ülkenin güzel  prensesi  gece uyurken su içmek için kalkmış; o esnada çakan şimşeğin ışığı güzel prensesin gölgesini duvara yansıtmış. Ama bu yansıyan gölge o kadar korkunç gözükmüşki o an, güzel prenses o günden sonra hiç gölgesine bakamaz olmuş. Büyük bir vesvese, evham tüm benliğini kaplamış... Bu yüzden gündüzleri dışarı çıkmıyor; kimseyle konuşmuoyr; sürekli karanlık yerlerde dolaşıyormuş. Dışarıya aysız gecelerde çok nadiren çıkıyormuş. Aydınlığa çıkınca gölgesinin kendisine tekrar canavar gibi gözükeceğini zannedip korkuyormuş!. Sarayın bodrum katında, karanlık, rutubetli, küf kokan bir yerde uyumaya başlamış. Babası olan kral, bu durum karşısında günden güne eriyor, kızının bu durumuna çok üzülüyordu. Başvurmadığı alim, medyum, akıllı insan kalmamıştı. Kimi danıştıysa, kimden fikir aldıysa bir türlü düzelmemişti durumu...

     Günler geçtikçe prensesin güneş görmeyen vücudu çirkinleşmeye, üstü başı dağınık pejmürde, bir hal almaya başlamış. Bu durmu görenler, onun prenses olduğunu bilmeseler sıradan bir hizmetçi bile sanacak kadar kötüymüş üstü başı. Günlerden bir gün, prenses gene bodrum kattaki karanlık, nemli,rutubetli odasında uyurken birden " güneş tutulması " olur. Gündüz vakti ortalık gece karanlığına bürünür. Tam o esnada uyanan prenses, vakti, gece sanıp dışarı çıkar. Saraydan epey uzaklaştıktan sonra güneş tekrar yüzünü göstermeye başlar. Ortalık tekrardan aydınlık olmaya başlayınca kız korkar!: hızlı bir şekilde hava aydınlarnır. Prenses ne yapacağını şaşırmıştır!, etrafta aydınlığın verdiği gölgeler belirir. Prenses tir tir titremeye, beyaz teni heyecandan kıpkırmızı olmaya başlar, kalbi minik bir serçeninki gibi hızlı atıyordur, nefes alışları sıklaşmıştır....Çok korkmuştur. Uzun yıllar gündüz dışarı çıkmamıştır. Çevredeki kuşların sesleri ona, dipsiz kuyulardan gelen ne olduğu anlaşılmayan homurtular gibi gelir. Gözleri aydınlığı unuttuğundan o kadar sıkı kapatırki gözlerini, hiç açılmamak üzere mühürlenen firavun kabiri gibi... . Senelerdir bodrum kattaki nem, küf kokusundan burnu çevredeki güzel çiçeklerin kokusunu zor algılıyordu . Yere kapandı prenses, ağlamaya başladı. Sımsıkı kapanan gözlerinden bir damla yaş aktı bir gelincik çiçeğinin üstüne. Sabah yağan çiy tanesi gibi kondu gelinciğin üstüne... Güneş ışığının vurmasıyla gelinciğin üstündeki gözyaşı, seher yıldızı gibi parıl parıl parladı birden..Gelincik dile geldi:

          Neden kaçarsın gölgenden canavar gibi

          Sen doğduğundan beri seninle değilmi ?

          Eziyet etse yaratırmıydı hiç Yaratan

          Gölgen olmasaydı ne anlıyacaktın aydınlıktan !

     O anda prensesin vesvesesi eçti. Artık korkmuyordu gölgesinden ve diğer gölgelerden. Herşey eskisi gibi güzel gözükmeye başladı. O an anladı, bizi  Yaratanın hiç bir şeyi eziyet olsun diye yaratmadığını. Biz kendi kendimize eziyet ediyorduk. Hayata hep yanlış yerden, karamsarlık gözlüğüyle bakıyorduk. Başımıza gelen ufak bir olay bile bütün hayatımızı karartmaya yetecek kadar ağır geliyordu bize. Biz, duvarda gördüğümüz şekillerden, hatta kendi gölgemizden bile korkunç anlamlar çıkartıyorduk. Bu korkunç anlamlara o kadar çok inanıyordukki, sonunda kendi gölgemiz altında eziliyorduk. Hayattan hiç bir zevk alamıyorduk. Bakmasını bilmeyen gözler; duymasını bilmeyen kulaklar; sevmesini bilmeyen gönüllerimiz var. Ama Allahtan da bize en büyük rahmet bize gönderilen bir kılavuz var: bize nasıl sevileceğini gösteren akıllarımız var...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 20/5/2007 - Uzun aradan sonra tekrar merhaba. Geldim ve yanımda sevgilinize hitap edebileceğiniiz türkçeye yeni kattığım kelimeleride getirdim

    

Uzuuuuuuuun bir aradan sonra tekrar blogcu alemine döndüm. Uzun aradan kastım 2 seneye yakın. Bu süre zarfı içinde bloguma hiç yazı yazmadım, yorumlarda bulunnmadım, sevdiğim arkadaşlarımın bir çiçek bahçesi güzelliğinde süslediği bloglarını ve o güzel bahçelerinin en güzel yerlerine duygularını dşününcelerini bir çiçek gibi kondurduğu yazılarınıda okuyamadım. 

 

Suçluyummmmmm ! hemen bir mahkeme kurup yargılanmak istiyorum  ( magazin mahkemesi olmasında hangisi olursa olsun. ordaki kel magazincinin yorumlarına hiç katlanamam )

 

    Aslında yazmayı, konuşmayı, bloguma girmeyi seven bir insanımdır. Ama  sizin eyleme geçimek istediğiniz düşünceler, yaşam denen, semerinden boşalmış kızgın  neyere koşacağı belli olmayan bir atın ayakları altında ezildiğinde sizde elinizde düşünceleriniz, hayalleriniz, umutlarınızla, elinden şekeri alınmış çocuk mahsunluğunda öylece kalakalıyorsunuz. Bu nereye gideceği belli olmazların timsali olan at bazen sizi çoook uzaklaştrıyor.

 

     İnsanları bir nefes kadar birbirine yaklaştıran böyle bir nimet varken elimizde, nimetten kastım msn, bloglar, iletişim programları, bunlara rağmen insan çok uzaksıyabiliyor ( bu arada bu uzaksımak terimide şimdi aklıma geldi. uzaklaşmak ile ıramak kelimerinde bir karışım yaptım, bu karışımı. Sizde değişik kelimelerde yapabilirsiniz. mesela. " vıraklamak "  varmaktan aldım ıraklamak kelimesiyle karıştırdım ve  yeni bir açılım yaptım . Gerçi kurbağalar bu açılımı doğal içgüdüleri gereği çoook öncelerden yapmışlardı ama olsun. Sizde eşinize dostunuza, sevdiklerinize böyle değişik kelimelerden oluşan sözlerle yeni açılımlar yapın. Değişik olun biraz canım.Herşeyi devletten beklemyin bendende beklemeyin. Sevginizi sıcak tutmak isizin eliniz.

 

       Hade bu kıyağımıda unutmayın ben size bi örnek verecem. Uygulayın bunu ve segilinizdeki, eşinizdeki büyük değişimi görün.

 

       Örnek; sevgilinizin veya eşinizin gözlerine bakın ve " sevgilim seni  çok seviyorum ve "DARTLAMAK"  istiyorum ( "daha ve artmak" kelimelerinden bir karışım yaptım yani sizi seviyor ve sevgisini arttırmak istiyor ), senii sabah akşam ÇORLUYORUM  ( çok ve arzulamak kelimelerinin bir karışım. Yani sabah akşam düşünüyor ). Sensizlik yüzünden ne yaptığımı bilmiyorum sensizlik beni çok ZORTLATIYOR ( zorlanmak, yıpratmak, etkilenmek kelimeleirnden bir karışım yaniz sizin yokluğunuz çok zorluyor etkiliyor demek )  hatta ZORT ZORT ZORTLUYORUM ( buda kelimeye vurgu katmak için söyleyeceğiniz bir ekleme )

 

     İşte yukardaki örneği gördünüz. Daha ne duruyorsununki koş hemen bu dediklerimi yap, yapta gör ! gör neler değişecek hayatınızda. Ama şu kesinki bi değişim olacak iyimi kötümü oorasını bilmem. Olası değişiklikler şunlar olabilir.

 

1- sevgiliniz yüzünüze möl möl bakabilir

2- sevgiliniz yüzünüze  mal mal bakabilirsiniz

3- sevgilinizin yüzüne mor mor bakabilirsiniz ( kuvvetli bir ihtimal odurki yiyeceğiniz bir uçar tekmeden sonra )

4- sevgilinizin yüzüne bi daha hiç bakamassınız neden ? çünkü sevgiliniz ışık hısıyla sizi terk edecektir. Sevgiliniz bu kelimeleri söyleyen bir insanla nasıl çıkabildiğini sorgulamak için gözlerden ırak bir dağ başında bir mağraya çekilip keşiş hayatı yaşayabilir. muhtemelen bu sorgulama işlemi 345 seneden evvel bitmez. EEE çınar ağacı olsanız yada afrika kaplumbağası belki bekleyebilirdiniz.

5- Bakan göz güzeldir derler, seven gönül kötü söz söylemez der ve işte aşkın sihirli gücü karşınıza çıkar ve size güzel bir öpücük kondurur. Tabi bööle seven çok az çıktğı için az bi olasılık az  olsun genede deneyin.

 

 

Ya bakın konu nerden nerelere geldi. Hani demin bahsettiğim nereye gideceği belli olmayan atın peşine takıldık gene. Neyse bakın bu dediklerimi yaptıktan sonra başınıza gelebilecek hertürlü negatif olaydan ben sorumlu değilim. Tekrar görüşmek üzere sizi çok

BÖRTLÜYORUM

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 4/5/2006 - İlham kaynağım şu gördüğünüz Boğaz. Bu deniz, öküze bile ilham verir...(Serdar Ortaç)

 

 

     " nerelerine nerelerine, kaytan bıyıklarımı sürsem nerelerine " arkadaşlar başka hangi kültürde sevdiği insna böle bir şiir yazacak insan var ? veyada bu şiiri halk türlküsü yapıp bu şarkı eşliğinde oynayan göbek atan var ? Evet işte onlar biziz. :) İşin daha garibi hani bir şarkı varya " dom dom kurşunu değidi, bir avcı yedi ben, bin avcı yedi beni " işte bu şarkıdada halay çekipp göbek atıyoruz nedense. Hani derler ya sanatçılar toplumun aynasıdır diye işte sanat işte saatçı :) aklıma birden emrahın hani daha " küçük emrah " ken sölediği yani gazatelere verdiği bir röpörtaj geldi. Gazeteciler sormuşlar emraha " mozart dinlermisiniz " diye Küçük emrahta cevap vermiş " kendisini çok severim istanbulda konser vermeye gelirse konserine gideceğim" demiş!!!

 

      Şimdi bunları neden söledim. sebebi şu: hani gözümüzde büyüttüğümüz insanlar varya veya meedyanın abartmalarıyla bazı sanatçı denen kişileri bize çok üstün nitelikli kişilermiş gibi gözteriliyor. Bazılarımız onları çoook kafasında büyütüyor. Bi aralar mahsun kırmızı gülü seven bir kıza mahsun çok yakışıklı biri değil demiştim. Demez olaydım hani kediler sinirlenince tırnaklarını çıkartır ya işte öle üstüme atlayıp tırmalamadığı kalmıştı. Ama hep merak etmişimdir neden mahsun ile özcan dizilerde kendi sesini hiç kullanmazlar. Bir de aklıma hülya avşarın sözü geldi:"

Teniste en iyi hareketlerden biri, topu fileyi yalayarak atmaktır.

Ben yaptığım işlerde bu atış felsefesini benimsedim( hülya avşar )

 

      Bakın ne ilginç bir hayat felsefesi yani benim anlamadığım bu topu yalayarak atmak felsefesini bir inbsan nasıl hayatına uygular, zor oluyodur herhalde. Mesela ünlü bir ressam, adam bir resim yapmış aalacalı bulacalı hani dersiniz tarhana çorbası gibi her şey var içinde. Dersinizki bu resim neyi anlatmak istiyor size saymaya başlar " postmodern izedüşümleri varoluşçuluk bunalımına düşmüş bir kompozisyonla nakış ettim...." konuşur kkonuşur ama inanın kendide bilmez ne anlattığını. Öyle bir hava katarki kendisine sanki toplumdan ayrı bir varllık. Hani kendisi lordlar kamarasından diğerleri ise avam tabakasından. Bir gün antalyadayken bir resim sergisi görmüştüm. Sergide bir resim vardı hani deseniz ki bugünün parası ile 5 bin ytl yani eski para ile 5 milyar, bunun neden bukadar pahalı olduğunu sormuştum bana bür sürü şey saymıştı. Bende ona " benim bu kadar param yok ama bunun vesikalıiğı varsa alabilirim ancak vesikalığına param yeter demiştim " Hani sanat güzel şey ama sanat insan için yapılınca, toplum için yapılınca güzel. Yoksa insanları toplmumdan soyutlama veya bir üstünlük belirtisi için yapılmaması lazım. Herneyse ben gene ünlü birinin bir sözü ile kapatayım konuyu

 

       Gazeteci Sorusu: `Türkan Hanım, gözlerinizi bağışlamayı düşünür müsünüz?`Türkan Şoray yanıtı: Bugün mü ?

 

     Allaha emanet olun....

Yorum (14) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 19/4/2006 - GÖLGESİNDEN KORKAN PRENSES

Güzel bakışlı, güzel görüşlü, güzel gülüşlü, güzel düşünüşlü, güzel duyuşlu bir prensesin yaşadığı bir ülke varmış.  Günlerden bir gün, ülkenin güzel  prensesi  gece uyurken su içmek için kalkmış; o esnada çakan şimşeğin ışığı güzel prensesin gölgesini duvara yansıtmış. Ama bu yansıyan gölge o kadar korkunç gözükmüşki o an, güzel prenses o günden sonra hiç gölgesine bakamaz olmuş. Büyük bir vesvese, evham tüm benliğini kaplamış... Bu yüzden gündüzleri dışarı çıkmıyor; kimseyle konuşmuoyr; sürekli karanlık yerlerde dolaşıyormuş. Dışarıya aysız gecelerde çok nadiren çıkıyormuş. Aydınlığa çıkınca gölgesinin kendisine tekrar canavar gibi gözükeceğini zannedip korkuyormuş!. Sarayın bodrum katında, karanlık, rutubetli, küf kokan bir yerde uyumaya başlamış. Babası olan kral, bu durum karşısında günden güne eriyor, kızının bu durumuna çok üzülüyordu. Başvurmadığı alim, medyum, akıllı insan kalmamıştı. Kimi danıştıysa, kimden fikir aldıysa bir türlü düzelmemişti durumu...

     Günler geçtikçe prensesin güneş görmeyen vücudu çirkinleşmeye, üstü başı dağınık pejmürde, bir hal almaya başlamış. Bu durmu görenler, onun prenses olduğunu bilmeseler sıradan bir hizmetçi bile sanacak kadar kötüymüş üstü başı. Günlerden bir gün, prenses gene bodrum kattaki karanlık, nemli,rutubetli odasında uyurken birden " güneş tutulması " olur. Gündüz vakti ortalık gece karanlığına bürünür. Tam o esnada uyanan prenses, vakti, gece sanıp dışarı çıkar. Saraydan epey uzaklaştıktan sonra güneş tekrar yüzünü göstermeye başlar. Ortalık tekrardan aydınlık olmaya başlayınca kız korkar!: hızlı bir şekilde hava aydınlarnır. Prenses ne yapacağını şaşırmıştır!, etrafta aydınlığın verdiği gölgeler belirir. Prenses tir tir titremeye, beyaz teni heyecandan kıpkırmızı olmaya başlar, kalbi minik bir serçeninki gibi hızlı atıyordur, nefes alışları sıklaşmıştır....Çok korkmuştur. Uzun yıllar gündüz dışarı çıkmamıştır. Çevredeki kuşların sesleri ona, dipsiz kuyulardan gelen ne olduğu anlaşılmayan homurtular gibi gelir. Gözleri aydınlığı unuttuğundan o kadar sıkı kapatırki gözlerini, hiç açılmamak üzere mühürlenen firavun kabiri gibi... . Senelerdir bodrum kattaki nem, küf kokusundan burnu çevredeki güzel çiçeklerin kokusunu zor algılıyordu . Yere kapandı prenses, ağlamaya başladı. Sımsıkı kapanan gözlerinden bir damla yaş aktı bir gelincik çiçeğinin üstüne. Sabah yağan çiy tanesi gibi kondu gelinciğin üstüne... Güneş ışığının vurmasıyla gelinciğin üstündeki gözyaşı, seher yıldızı gibi parıl parıl parladı birden..Gelincik dile geldi:

          Neden kaçarsın gölgenden canavar gibi

          Sen doğduğundan beri seninle değilmi ?

          Eziyet etse yaratırmıydı hiç Yaratan

          Gölgen olmasaydı ne anlıyacaktın aydınlıktan !

     O anda prensesin vesvesesi eçti. Artık korkmuyordu gölgesinden ve diğer gölgelerden. Herşey eskisi gibi güzel gözükmeye başladı. O an anladı, bizi  Yaratanın hiç bir şeyi eziyet olsun diye yaratmadığını. Biz kendi kendimize eziyet ediyorduk. Hayata hep yanlış yerden, karamsarlık gözlüğüyle bakıyorduk. Başımıza gelen ufak bir olay bile bütün hayatımızı karartmaya yetecek kadar ağır geliyordu bize. Biz, duvarda gördüğümüz şekillerden, hatta kendi gölgemizden bile korkunç anlamlar çıkartıyorduk. Bu korkunç anlamlara o kadar çok inanıyordukki, sonunda kendi gölgemiz altında eziliyorduk. Hayattan hiç bir zevk alamıyorduk. Bakmasını bilmeyen gözler; duymasını bilmeyen kulaklar; sevmesini bilmeyen gönüllerimiz var. Ama Allahtan da bize en büyük rahmet bize gönderilen bir kılavuz var: bize nasıl sevileceğini gösteren akıllarımız var...

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 14/4/2006 - BAYANLARA BÜYÜK HİZMET. İNTERNETTE SİZİ RAHATSIZ EDENMİ VAR. bU RESMİ MSN YE KOYDUKTAN SONRA ARTIK OLMAYACAK

 

 

    

   

      "Ateşli geceler, heyecanın zirvelerinde, aşkın gözyaşları, playboy necmi, Kazanova hamza..."

 

     Arkadaşlar bu isimler sizlere ne ifade ediyor. Sanırım hiç bir şey etmiyor ama bana çok şey ifade ediyor. İfaededen öte beni sinir ediyor. Bu saydığım isimler email numaraları, Burda biraz değiştirerek yazdım. Ben msn mi ne zaman açsam adı bozuk bir veya birkaç kişi beni listesine eklemek için davetiye gönderiyor. hani olaya insani yaklaşıp kabul ettiğim de oluyor ama kabul ettikten sonra adamlar daha merhaba demeden direk cinsiyet soruyolar.Hani " 27 m " dediğimde bazıları hemen gidiyor bazısıda inanmıyor hani direttikçe diretiyor. İşte bende düşündüm bayan arkadaşlar illaki böle şeylerle daha sık karşılaşıyorlardır. Bunun önüne geçmek için bir resim buldum ve bunu kullanmanız için sizinle paylaşacam. Bu resmi gören biri değil size yazmak internete bile girmez, hatta telefon kablosunun yanından geçmiyordur. Yani bu ülkede bayan olmak zor. İnternette ne tacizlere uğruyorlar bide siz normal hayatı düşünün. Birde benim anlamadığım bu tacize meraklı arkadaşlar nick seçerken neden hep " kazanova necmi, playboy hamzada " olduğu gibi insana ilk etapta farklı çağrışımlar yaptıran isimler seçerler. Ynai zaten " mülayim, hatip, kalender " gibi isimlerlede böle şeylere kalkışılmaz herhalde.

 

      Eskiden anneler kızlarını uyarırdı " aman kızım yolda giderken dikkat et, kimseye uyma, kötü şeyler yaparlar " diye şimdi anneler kızlarını şöle uyarıyo " aman kızım internette dikkat et, bilmediğin siteler girme, chatleştiğin kişilere uyma, sonra kötü şeyler yaparlar". İşte yukardaki resmi kullanarak kendinizi veya kızlarınısızı sanal tacizdden kurtarabilirsiniz Bakın internette bu resmi kullanarak sorunu çözdük. Hahaha bana çok dua edeceksiniz. Böle vatana millete yararlı insanlar az çıkar az onun için benim kıymetimi bilin ona göreeeee

 

 

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 28/3/2006 - AYAKÜSTÜ HAYALLERE ORTAK OLDUMMMMMM( BU HAFTA YEDİYE ÇIKABİLİR )

 

 

     Akşama doğru, hava hafiften kararmıştı. Üstümü giyindim. Cafeye gitmek için hazırlandım. Arkadaşlara ayıp olmuştu, gecikmiştim çünkü. Hızlı adımlarla giderken önümde bir yaşlı adam ve yaşı 9-10 yaşlarında bir çocuk denk geldi. İstemeden kulak misafiri oldum. Anladığım kadarıyla bu yaşlı adam çocuğun dedesiydi. Konuşma şu şekildeydi:" dede bu hafta kaça çıkar " Yaşlı adam biraz düşündü " yediye çıkabilirr " dedi. Küçük çocuk" Dede bir çıksa neler yapardm biliyormısın, önce bir site satın alırdım.Hani güvenlikçiside olacak. Havuzuda olacak. geri kalan parayı bankaya koyardımm ohhhhh".

 

     Anladığım kadarıyla dede torun Loto hastasıydı. Konuşmaları okadar sarmıştıki beni, hiç belli etmeden yavaşladım ve arkalarına geçtim. Hem dinleyip hem yürümeye başladım. Yaşlı adam " necati üstünde ne kadar para var " dedi. Çocuk: " dede iki milyon lira var üstümde " dedi. Yaşlı adam "  Necla ninenin habari yok değilmi, aman ağzında kaçırmasaydın emi ".  Küçük çocuk: " yok dede hiç ağzımdan kaçırırmıyım ". Hımmm görünen o ki evin Ninesi bu Loto sevdasına çoook karşı. Hani gizli bir operasyona hazırlanan askerler gibi davranıyorlardı. Hani dersiniz sayısal loto kuponu yatırmaya gitmiyorlarda apoyu kenyada yakalamaya gidiyorlar.

 

      Bu dede ve torun yok boyunca loto çıkarsa ne yapacaklarını konuştular. İki yürek bir olmuş, umutlarını lotoya bağlamışlardı. O kadar kendini kaptırmışlardıki dünya yıkılsa umurlarında olmayacaktı. Hani ancak onları Necla nine kendilerinegetirirdi. Zaten anladığım kadarıyla ondan habersiz bu işi yapıyorlardı. Hani benim acayibime giden olay iki tane yüreğin birisi on yaşında diğeri belki yetmiş yaşında. İşte bu iki insanın tüm hayallerini bir lotoya bağlamalarıydı. Hani insan zihni, beyni, aklı bu kadar kısıtlı olamazdı, veya ne gibi şartlar bu hale getirmişti. İnsanın en büyük sermayesi hayalleridir derler. Düşünün, hapishanedesiniz ve dört duvarla çevrilisiniz. Böyle bir durumda bile sizi o hapishaneden kaçıracak şey " düşleriniz " evet hayalinizde uşsuz bucaksız yeşilliklerde hayal edebilirsiniz kendinizi. İşte Allahın büyük rahmetlerinden biri, daha bilemediğimiz neler var.

 

     Yani hayalleriniz, umutlarınız. hani bir insanı ayakta tutan şey umutlarıdır. İşte bu dede ve troundada umut vardı ama sınırlıydı hani tek umutları loto gibi geldi. Ya aslında benim yaptığımda ne kadar etik Allah bilir yani yolda insanların özel hayatlarına giriyorum. Onları dinledim yani. Bir an kendimi eskiden ellerinde bardakla duvardan duvara milleti dinleyen yaşlı kadınlar gibi hissettim. tabi eskiden bööle dedikodu programları olmadığı için insanlar bu gibi duygularını ellerinde vardaklla, duvarları dinleyerek gideriyorlardı. Şimdi teknoloji gelişti. Bakın mesela hani " biri bizi gözetliyor " formatındaki tüm programların seyircileri o " eli bardaklı jenerasyonun" üyeleri.

 

      Neyse herkezi Allaha emanet ediyorum. Bu arada bu hafta siz " 7" " e verin ben ööle yapacam.  Çıkmassa o dedeyi bulurum ben....

Yorum (17) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 23/3/2006 - Doğum günüm Mart 14, hangi yıl derseniz heryıl...

 

   

     Mr. Spark kaptana seslenir:" kaptan gemi su alıyor batmak üzereyiz " Kaptan cevap verir:" evladım bu bir uzay gemisi su almaz, alsa bile batmaz!"

 

     Bu yukardaki konuşmayı kaç kişi hatırladı bilemiyorum. Hani eskiden uzay yolu diye bir filim vardı. Bu filimdede kepçe kulaklı Mr.Spark vardı. İşte o diziden alınmış bir replikti bu. Hatırlamamanız normal. Hahahahahah ya aslında böyle bir konuşmada geçmedi olayı ben abartmış durumdayım. Olayı abartmamın sebebi şu: Doğum günümde, bu arada doğum günüm 14 marttı. Evet doğum günümde canımın filim islemek istemesi, sadri alışığın o eski filimini izleyesim geldi. Neden olduğunu anlamadım ama şu sıralar acayip bir nostalji filim isteği var içimde. Hani hiç üşenmedim internette " climentero " diye eski bir çizgi filimin giriş fragmanını indirdim.Belki hatırlarsınız. Trt 1 de çıkardı seneler önce. hani desemki bu sıralar iyi filim çekmiyorlar, değil, yani filimle alakası yok.

 

     Bu arada bir doğum günü daha geçti. hani yaş ilerledikçe artık pastaya koyacağın mum sayısıda artıyor, yani masraflı oluyor bazı şeyler. hahaha hatırlıyorum küçükken, bir keresinde pastaya bir mum dikmişlerdi. Mummu yoksa işaret fişeğimi belli değil ! üflüyorum üflüyorum sönmüyor. Sanki pastaya kaynak makinesi dikmişlerdi ! Onca mahallenin kızı toplanmış, karizmayı çizdirmiştik. Hiç bir kutlama da yapmadım, işin ilginci ben bile unutmuştum, Bir ikincisi doğum günümü hatırlayan tek kişi annemdi, Hani tanıdıklarım arasında haa birde finansbankın cep telefonuma gönderidği mesajdı. Zaten ikinci mesajlarıda kredi kartının son ödemesi ile ilgiliydi. Olsun, sonuçta mutlu oldum. Yani banka deyip geçmemek lazım. Sanal zeka olsada onun da bir kalbi var, onun da hisleri var, oda bir canlı. Ya şu duygusallığa bak Allah aşkına, elin kablolu hesap makinesini ne kadarda masum bir canlı yaptım

 

     Bu arada Baharla arkadaşıma teşekkür ediyorum, o da dürtmese beni yazı eklemiyeceğim. Hani şu sıralarda bir işim var hallolursa komşu bile olabilirim onunla. Yani şu muhabbetler geçebilir, komşu müsaitseniz size gelecektik. Veyada, mümkünse biraz kahve alacaktım komşu bizde bitmişte. Zaten cümlenin başı hep "mümkünse " ile başlıyor, birde mesela kahve bitmişse kahvenin bitmiş olduğu belirtiliyor. Hani bir değişiklik yapıp bir şey bitmeden isteyecem bir gün.  Mümkünse biraz kahve alacaktım, bizdekini kullandıkça bitiyorda " . Bu şekilde yaklaşsam ne derler acaba veyada "  Biraz kahve alacaktım, bakkalda pahalıda "." Mümkünse şu elektrik fişini sizin prize sokacaktım, elektrik çok geliyorda ", " mümkünse şu hortumu sizin musluğa sokacaktım "

 

      hahaha Neyse böyle acayip istekleri baharla ile komşu olduğumda denerim.

 

 

 

     kendinize iyi bakın Allaha emanet olun.

    

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 14/3/2006 -

 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 24/2/2006 - Ben, bizzat, şahsen, kendim,

 

 

      Bizzat, şahsen, kendim geri geldim. Gelmekten kastım: artık bloguma yoğunlaşabilirim. Ben gittim gideli blogumdaki yazılar öksüz, yorumlar yetim kaldı. Hani blog dediğimiz olay da  çiçek gibi ilgi, bakım su istiyormuş. Aslında ilgi bakım isteyen blog değil; blog vasıtasıyla kurulan güzel arkadaşlıklar, dostluklarmış. Yani ilgi, bakım, özveri isteyen blog değilmiş. Ben gittikten sonra beni ne kadar seven var, arkamdan soran var anladım ve hönk hönk ağladım ( burası abartı ) Bu beni mutlu etti. Kainattaki en ağır yük herhalde yalnızlıktır diye düşünüverdim birden. Bu ağır yükü de Allahın bizlere yüklemeyeceği aklıma geldi. Biz ne yapsakta ne kadar uğraşsakta yalnız olamayız; yalnız kalamayız.

      Burdan beni soran " baharla, patrida, konje..." ve adını hatırlayamadığım milyonlarca insana ( burası fena halde abartı ) insana teşekkür ediyorum. Sağolun varolun. Ayrıca tekere teker yorumlarla ziyaret edecem, geliyorum, bekleyin. Sakın kıpırdamayın, hareket bile etmeyin...

         

Yorum (28) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 16/2/2006 - KARAMSARLIĞIN HAPI VARMI ACABA

     Bugünlerde canım çok sıkkın. İçimden hiç bir şey yapmak gelmiyor. Hani yemeğine şap katılan bir askerin zoraki "mülayimliği " var. Derler ya siniri çelimiş et, işte o hesap. bazen bir şey konuşuluyor ama ben sadece figüranı oynuyorum. Sadece kafa sallıyorum. Hatta kötü bir füguranın rolünü unutması gibi bazen rolümü unutup " kafa sallamıyorum"

     Aklıma askerde tanıdığım bir insan geldi. Bu çocuk benim 3 alt tertibimdi. Çok sakin,  yavaş, hani yaradılış ve fıtrat itibarıyla " kaplumbağa " gibi bir şeydi. Birde kötü huyu vardı: çok sigara içerdi. Günde " 4 " paket sigara içerdi. Sabah kalktığı zaman ard arda 7 tane sigara içerdi. Ona baktığım zanman çok üzülürdüm. sağlığından çok şey kaybetmişti. Bir gün, onu, kendi çevresinde üç tur, hızlıca döndürmüşütm. üçüncü turun sonunda bayılmıştı.  Gelen paranın hemen hemen hepsini sigaraya yatırırdı. Bölükte kimsede sigara olmassa bilinki onda var. Bir gün bunu karşıma aldım, sinirli bir şekilde, sigarayı azaltacağını söyledim.Günde 2 pakete düşürmesini söyledim. Bakın günde iki paket sigara bile onun için " dudak tiryakiliği " idi. Tüm bölüğe haber yayıp, kimsenin sigara vermemesini tenbih edeceğimi söyledim. Çocuk karşımda ağlamaya başladı. Ben sigarasız naparım abi, diye hüngür hüngür ağladı. Bir alışkanlığın insanı getirdiği nokta. Hani yaptığınız her ne olursa olsun, tekrarladığını sürece alışkanlık doğar. Bu ister sigara olsun, ister namaz olsun, istersede " yalan " olsun.  Başta alışkanlıklarımızı biz seçiyoruz ve kullanıyoruz, sonrada onlar bizi kullanıyor. Mutsuz ilişkilerde öyledir, mutsuzlukta alışkanlıktır. Alışkanlık edilen mutsuzlığun yerini çok büyük mutluluklar bile dolduramaz bazen. Allahın bir lütfudur bu aslında ama bizler bunun içini yanşlış şeylerle dolduruyoruz.

     Hani bazı insanlar vardır, hep ölümden, kazalardan, kötü şeylerden bahsederler. Akılları hep hayatın negatif tarafını düşünür. Bu şekilde aslında " mutlu  "olurlar. Başkalarının mutsuzluğu onların gıdalarıdır artık. Bu tür kötü konulardan konuşmayı çok severler Derin ve adı konulmaz bir haz alırlar. Bir tür gıdadır bu onlar için.

     Bende karamsar olmaya başladım şu sıralar. Yoksa onlaramı benziyorum?. İlerde onlar gibimi olacam. Ya alışırsam bu duruma. Askerdeki çok sigara içen arkadaşım gibi, ya alışırsam buna. Bu hastalık sigaradan daha kötü, nedeni ise: sigarayı herzaman yanımda taşımayama ama karamsarlığı taşırım. Sigara dumanı gibi girdiğim ortamı bu karamsarlıkla doldururum: Onu başkalarına ikram ederim, başkalarıda, kendi karamsarlıklarını bana ikram ederler. Dünyaya, sigaradan gözleri sulandığı için, baktığı çiçeğin rengini algılayamayan,  kokladığı çiçeği dumandan hissedemeyen birisi olur çıkarsam...

     Hani bu olayın çözümü çok kolay aslında, Allahın yarattığı sayısız güzelliği görünce herşey düzeliyor. Bir taraftanda vesveseler insanın peşini bırakmıyor. Hani psikologidede ego, süper ego olayı. yani kötülüğü,  karamsarlığı isteyen bir taraf ve iyiliği , güzelliği isteyen bir taraf...

Yorum (14) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

ninova
br>
MSN Messenger :
ninovaforever@yahoo.com

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Arkadaşlar

asmakilit
ibrahim79
meliqe
yansimalar
YaramazkediciK
ksk9g
hazerfan
masterpiece
Surgunmelek
konjenital
ebrar06
benimailem
holaaam
ladys
ikizler
sephiraus
sedaat
191919
remes
1979
battalcan1996
Firefly2
cocukca
kardelenVEgul
ihvan
ByCompworld
handeozcann
ucarsu
aylinn
shendi
esmuker
hazine
aylin2
baharla
feraye
seyyah3
calinus
nergizcankul
bizherdemtazeyiz
bughkurt
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:3
Son Sayfa | Sonraki Sayfa